11 Ekim 2011

What is the Matrix?

Kadrajda simsiyah bir çift bot görünüyor. Kapıdan içeri giriyor yavaşça. O anda bütün gözler adamın üzerine kayıyor. Etrafına bakıyor adam, elindeki çantayı x-ray aletine bırakıp kendisi de x-ray'den geçiyor. Aletin uyarı sesi her yeri çınlatıyor. Bir tane görevli geliyor adamın yanına, “üzerinizdeki metal eşyaları, anahtarları vs. çıkarır mısınız?” diye soruyor. Adam cevap vermeden, yere kadar uzanan pardösüsünü açıyor. Adam adeta yürüyen bir cephane! Görevlinin gözleri yerlerinden fırlıyor. O an sert bir darbeyle adam, görevliyi yere indiriyor. Diğer görevlileri de çabucak öldürüyor, fakat birini gözden kaçırıyor. Sıvışan görevli hemen telsizine uzanıyor, “destek! Destek gönderin” diyor. Birkaç saniye içerisinde bütün giriş bölümü askerle doluyor ve aralarından biri şöyle bağırıyor: “kımıldamaaa!!!!” ve müzik giriyor.(tıkla)

O unutulmaz sahne ve o unutulmaz müzikten girmek istedim konuya, zira o bölümü kaç kere izledim ben sayamadım. Ortaokul dönemimde filmi 8 kere izlediğimi hatırlıyorum lakin(saymıştım cidden). O zamanlar hayatımıza inanılmaz bir etki yapmıştı film. Bütün kızlar Neo için ölüp biterken erkekler onun taktığı gözlüğü, pardösüyü, botu arıyorlardı sağda solda.

Günde iki kere izlediğim de oluyordu filmi, o kadar da hoşuma gidiyordu ki Neo'nun aldığı nefese, yaptığı mimiklerine; Morpheus'un gözünün döndüğü, terinin aktığı yere kadar ezberlemiştim filmi. Böylesine delirdiğim halde filmin konusunu anlayamıyordum. Ünlü kırmızı koltuklu sahneden geriye kalan bir Duracell pildi. Film hakkında dönen kırmızı hap mı mavi hap mi geyiği, kahinin düşen vazoyu bilmesinden ibaretti her şey. Hoşumuza giden aksiyon sahnelerini anlatırdık birbirimize, ne Zion'dan haberimiz vardı, ne filmin felsefesinden, ne de isimlerin anlamından. “Öğrendim de noldu sanki” diyorum bazen. O eski, bilinmeyen haliyle daha güzeldi.

Filmi iyice sindirdikten sonra soundtrack albümünü almıştım. Her gün walkman'ime takar, sabah akşam dinlerdim o kaseti. Zaten film müziği açısından da devrim yarattığı yadsınamaz bir gerçek. O kadar gaz şarkılar vardı ki albümde, dışarı çıkınca Neo olurdum adeta. Ben yürürken sanki herkes bana bakardı. Ağır adımlarla geçerdim insanlar arasından.

O güzel müzikler arasından benim aklımda bir şarkı kalmıştı, hep merak etmiştim onu ama bir türlü bulamamıştım, albümde de yoktu. Uzun süre aradım, sonra da unuttum gitti. Geçen zaman içinde Massive Attack ile tanıştım. Dissolved Girl'ü dinlerken inanılmaz bir flashback yaşadım, aradığım şarkı buydu! İsmini bilmediğiniz, ama sürekli kafanızda dönen şarkılar vardır. Herkes yaşar bu hissiyatı. Çalan şarkının o sahnedeki şarkı olduğunu öğrenmek beni çok mutlu etmişti. Hatta o derece ki üstteki screenshot o bölüme ait.(sahneyi izlemek için tıkla)


O zamanlar yaşadıklarım şimdi biraz şekillendi, artık istem dışı olarak Neo gibi olmaya başladım. Gece oldu mu kulaklığımı takıp Massive Attack açıyorum, sesi sona vurup kafamı masama koyuyorum. Müziğin ve gecenin ruhumu alıp götürdüğü o anın tadını çıkarıyorum.

3 yorum:

Vladimir dedi ki...

Vay be yazı, görüntüler zamanda yolculuğa çıkardı beni. Filmi izlediğim her seferi anımsadım bir anda :)

Adsız dedi ki...

şey aslında 21 yaşında bir yetişkin olarak bunu söylemekten utanıyorum ama filmin konusunu çözdüysek bana da anlatır mısın? :P:P

ve müzik konusunda ben de gaz veren şarkılar dinlerken bi havalara girerim ki sorma =)

bu arada ben Larien, nedense google profilimle yorum yazamıyorum.

Uyumayan Ses dedi ki...

vladi

uzun süre sonra izleyince filmi, insan bir garip oluyor. hatta mp3e soundtrack albümünü attım dün, lisedeki halime döndüm resmen :)

larien

filmi hatırlarsın, insanlığın geleceği noktaya değiniyordu. yaşamın da aslında kafamızın içindeki bir simülasyondan ibaret olduğunu söylüyordu. Zion şehri ve karakter isimleri hakkında bir araştırma yaparsan genel anlamda filmi kavrayabilirsin bence :)