16 Eylül 2017

Bug

Ayağımın altından gelen çıtırtı. Dümdüz olmuş hamamböceği. Sanki beyni çıkmış. Yemyeşil yer(ayağımı kaldırınca kavuşacağım manzaraya olan hayal gücü). Gözleri yerinden fırlamış, kulaklarından sıvı fışkırmış, bacakları kağıt olmuş. Ayağımın her hareketinde gelen farklı çıtırtılar. Seslere karışan trafik. Ayakkabımdan izi bir sürü silinmeyecek böcek sıvısı. Tiksinti. Yok oluş. Var olmayış. Varlığına son veren ayağımın hükmüyle. Bir dakika öncesine kadar durmadan diğerinin önüne geçmeye çalışan, doğuşundan beri kahrımı çeken, sabah uyanınca usul usul izlediğim, bazen ovaladığım, bazen hırpaladığım, bazen de kaşıdığım ayağım. Cellat. Kıpkırmızı kan. Oluk oluk aktığını gördüğüm bayram. O soğuk havaya karışan sıcak kandan çıkan buhar. Gözlerin beyazları çıkıp nefesin kesilmesi. Kanın akıp ayaklarıma kadar varması. Sabah kalkıp baş parmaklarını yukarı aşağı hareket ettirdiğim ayağımın parmakları. Kaderine lanet edip kaderini kederle yaşayan kepaze kerizler. Kendinize yapmayın bu zulmü. Tatlı bir uykuya dalan sade beyinler. Sorunsuz. Sıfır düşünce. Boşluk. Tepeden tırnağa. Hayır, değil bu mutluluk cehaletten. Düpedüz kaygısız ve boş yaşam. Virgül dolu hayat, taptaze bir beyin. Zonklamıyor hiç. Çağırışımdan uzak, ne bildiğini bilmeden yaşayan kıvrımlar. Ceviz gibi sert dışı. İçi zaten benzer. Yan yana koy, bak! Bütünlük mü yok? Bütünü de büsbütün bağımsız. Hep öyledir. Bazen senin içindir, bazen kendin içindir. Sonra dönüp bakarsın, o ben miyim diye. O günkü senden sensizlik kalmıştır. Sessizdir çevren, donuktur çehren. Kapalıdır gözler, orada mıdır? Bilen olmaz. Teksindir. Yalnızlık değil midir bu? Kavram değişmiştir. Yoksunluk vardır. Bulutta düşünceler. Nereden geldi aklıma şimdi, hiç bilmem. Yazmazsam da şimdi aklıma geldi, dönüp de baktığımda hatırlamam. İstemem demek ki hatırlamak, kalsın tozların içinde olması gerektiği gibi. Aksın gitsin toprağa, hiç var olmamış sanki. Uzay boşluğunda dolaşsın. Başka sahibine yamansın, kaybolsun gözümden. Kaybolmasını istemediklerime yer açsın. Onlar orada kalsın, istediğim olsun. İstemediğim isteksizlikte boğulsun. Harfler tükensin, hep olduğu gibi. Y zı ar n da b r s nu ol uğ g i..

23 Ocak 2017

Gerçek

Kapıyı araladığımda burnuma aşkımın kokusu geliyor. Derinlerden gelen huzur kokusu ciğerimi dolduruyor ve gözlerimi kapatıyorum. Aynı yavaşlıkta kapıyı kapatıyorum arkamdan. Tüm yorgunluğum ayak parmaklarıma iniyor ve oradan usulca beni terk ediyor. Ruhum kabarıyor. Aşkımın elleri ellerime dolanıyor. Birlikte yürüyoruz sıcak zeminde. Balkona doğru ilerleyip aynı anda gözlerimizi açıyoruz. Masmavi bir gökyüzü, bulutların eşliğinde boydan boya gözlerimizin önünde. Aşkımla koltuğa geçip birbirimize sarılıyoruz. Bu gün her yaşadığımız gün kadar sade ve temiz. Hep yaşadığımız huzur kadar saf, çünkü hayatımız da bir o kadar güzel. Aşkımın boynunda geçecek bir ömrün hayaliyle gözlerimi tekrardan kapatıyorum ve artık o hayalimdeki güzellikte nefes alıp vermeye devam ediyorum.

Öteki ben sordu: "Hayattaki tek gerçek nedir?". Uzun süre düşündüm. Önce aklıma "aşk" geldi. Çünkü bu fiyakalı bir cevaptı. Gönül fetheden, dudak uçuklatan bir cevap, söylendiği taktirde karşı tarafı etkileyen ve kafada "romantizm" uyandıran. Aşk... Karşılıksız sevgi(?). Sonu olmayan mutluluk adeta. Sonra cevabımı değiştirdim. Ölüm, dedim. Ölüm, yeni aldığın deftere yazmaya başladığın o özenli cümleler gibidir. Sayfaları çevirdikçe zevksiz cümleler çıkar karşına. Her cümle birbirine girer, boka sarar anlamlar. O an öldüğünü anlarsın. Bilirsin ki her daim mutsuzluk kol geziyor bu hayatta. Ölüm ise tek gerçek ve biz hep bu gerçeği unutuyoruz. Yaradılışımız bu gerçeği unutmak üzerine kurulu. Eğer ki hatırımızda kalırsa yaşayamayız. Ölümü aşkın pençesindeyken hatırlarız. Çünkü sevdiğin kişiyi kaybetmek de bir nevi senin için ölümdür. Yaşanılmaz hayatı yaşanılır kılmaya çalışmak için geçecek bir ömür, merhaba! Bundan önce sen ve ben vardık, bundan sonra sadece ben kaldım artık. Bu hayatta bir kişi eksiğim.



Ne hayal ediyorum, biliyor musun? Spot üzerime vuruyor. Sahnede tek başımayım. Bir çift göz beni izliyor. Seyircim sensin. Gözlerimi kapatıp gitarımın tellerine vuruyorum. Sesim dalgalanıyor. Heyecanlanıyorum. Sana olan aşkım beni heyecanlandırıyor. Sahneye ulaşıyor kokun ve sesimle harmanlanıyor. Şarkımı söylüyorum. Benimle uçmak ister misin bu gece? Böylesine güzel bir şarkıyı ben yazmış olmayı diliyorum. Çünkü kelimeler kifayet kazanıyor adeta. Hoşuna gidiyor. Hoşuma gidiyor. Gözlerimi açtığımda yanındayım. Aramızda sadece gitar var. Bu odada sadece sen ve ben varız. Bundan sonra da hep böyle olacak. Sana şarkılar söyleyeceğim. Gözlerinin içine bakacağım. Çünkü onlar aşkla bakıyor bana. Çünkü sesimin dalgalanması kadar güzel aşkımız.

11 Eylül 2016

Baraka

Kayalar kızıl, ağlıyor.
Yüzümüze vuruyor damlalar.
Kızıllığın ucunda bir baraka,
Göğüs geriyor dalgalara.
Tek başına,
Bir o kadar da güçlü.

İki çift göz izliyor barakayı,
El ele.
Keşke, diyor dalgalar
Ayakların yere bassaydı,
Hiçbir şey havada kalmazdı.

10 Eylül 2016

Sen

Yolda yürürken,
Düşer cebimden kalemler.
Yolların bitmeyeceği gibi tükenmez kalemler,
Sana,
Tükenmeyen aşkım gibi,
Ki bunu sana hiç hissettiremem.

Bir bir toplarım yaşanmışlıkları.
Hepsi tükenmiştir gözümde
Ve birer birer canlandırırım önümde,
Öykülerimde,
Gözlerinin önünde.
Bende bitmediğin için,
Hiçbirinde sen yoksun.

Hatırlarım bazen sensizliklerimi,
Hissederim sana olan sevgimi,
Düşününce ne güzel,
Başlar "sen"le hepsi.

13 Temmuz 2016

Katya

Kar tanelerinin, sıcak evin pencerelerine değip kaybolmasını ve bazen çok yavaşça bazen de hızlıca pencerede akıp giden damlaları ilgiyle izliyordu Fyodr Petroviç. İlk karın yağışı bütün Petersburg'a, sanılanın aksine, heyecan getirmişti. Bu heyecanı en çok hisseden Fyodr Petroviç, sıcak evinden kar kaplı sokağı merakla seyrediyordu. Limonlu çayından bir yudum alıp dünden kalan soğanlı ekmeğinden bir parça kopardı. "Ahh, yılın ilk karı" diye kendine kendiyle konuştu. Sevgili karısı Katya'nın ölümünün üzerinden 7 sene geçmiş, bu süre zarfınca kendi kendine konuşur olmuştu. Geç gelen karın mutluluğunu damarlarında hisseden kahramanımız, bundan tam 9 yıl önce böyle karlı bir günde Katya ile tanışmış ve hayatının sonuna kadar karısının kendi kollarında olacağına inanmıştı.

Fyodr, eski paltosunu üzerine geçirip keçi derisi, uçları hafif delik, babasının mirası ayakkabısını giyip kendini Nevsky Caddesi'ne attı. Soğuk hava sıcak tenine vurdu ve bundan hoşnut oldu. Alt komşusu, emekli öğretmen Sergey Sergeyeviç'in iki yaramaz oğlu Anton ve Boris dışarıda kar topu savaşı yapıyordu. Fyodr Petroviç'i görünce yaptıkları kar toplarını Fyodr'a fırlattılar. Bu binaya taşındıklarından beri iki komşunun arası hiç iyi olmamıştı. Fyodr'un yaptığı gürültüden şikayetçi olan Sergey, bir keresinde Berdan marka tüfeğini alıp Fyodr'un kapısına dayanmış, onu öldürmekle tehdit etmişti. Yalnızlıktan her geçen gün aklı dengesini yitiren Fyodr, gelişen olayların farkında bile değildi. O, sadece sevgili Katya'sını düşünüyordu. Hayatının aşkı, biricik sevdiceği güzel ve alımlı Katyuşka.. Onu ilk gördüğünde kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu. Denizler kadar derin mavi gözlerine baktıkça kendini Dünya'daki en mutlu insan olarak görür, mutluluğu içinden taşar ve Petersburg sokaklarında şarkılar söyleyerek sevdiceğiyle gezerdi.

Cebinde kalan son kopek ile aldığı yağlı peynir ve kara ekmek ile eczaneye uğradı eve dönmeden. Buraya Katya ile gelir, kilolarını ölçtürürlerdi. Son zamanlarda verdiği kilolarla Fyodr, bir deri bir kemik kalmıştı. 53 kilo 120 gram geldi tam olarak. Hayalinde "yine kilo vermişsin aşkım" dedi Katyuşka. Eczaneden çıkmaya hazırlanırken eski dostu Vasiliy ile karşılaştı.
Vasiliy ile Fyodr yağmurlu bir Petersburg akşamında tanışmıştı. Tanışmaları dolaylı yoldan olmuştu. Bir tanecik aşkı Katya ve Vasiliy'in karısı Svetlana önceden arkadaştılar ve kocalarının da yakın arkadaş olmalarını istemişlerdi. Birlikte akşam yemeği yemişler, Stolichnaya votka içmişlerdi. Kısa sürede arkadaşlıkları pekişmiş, her hafta sonu birlikte vakit geçirir olmuşlardı. Katya'nın ölümüne yakın dostu Svetlana'dan çok Vasiliy üzülmüştü. Cenazede gözyaşlarını tutamamış, hüngür hüngür ağlamıştı. Bunu gören Fyodr, kendini suçlu hissetmişti; çünkü o bile karısı için bu kadar gözyaşı dökmemişti. İki arkadaş birbirini görünce selamlaştı ve dostça sarıldı. "Nasılsın?" diye sormadı Vasiliy; çünkü Fyodr, Katya'nın ölümünden sonra hiçbir zaman iyi olmamıştı. Artık Fyodr'un böyle bir hayat sürmesini istemediği için Vasiliy, Fyodr'u akşam evlerinde verecekleri baloya davet etti. Değişiklik ona iyi gelebilirdi. Zorla da olsa Fyodr bu daveti kabul etti. Yine dostça selamlaşarak Fyodr evin yolunu tuttu.

Sıcak evine girince her zamanki gibi "sevgilim ben geldim" diye bağırdı. Eski paltosunu vestiyere astı ve üşümüş, yorgun vücudunu ısıtmaya çalıştı. Omuz ve kollarını ovarak mutfağa gitti, çayını yapmaya başladı. Kar hâlâ lapa lapa yağıyordu. Çayını alıp her zamanki oturduğu koltuğa geçti ve nefeslendi. Soğuk içine kadar işlemişti. Katyayı düşündü. Birlikte geçirdikleri hayat dolu günler, arkadaşları Vasiliy ve Svetlana ile geçirdikleri güzel günleri, hepsi dün gibi aklındaydı. Koltuğunda oturup düşlere dalmışken kar durmuş, sokaklar sessizliğe bütünmüştü. Hava iyice kararmış, Ay'ın o ürkütücü soluk ışığı baloya gelenlerin üzerine vurmaya başlamıştı. Fyodr, uyuyakaldığı koltuktan hafifçe doğruldu ve saatine baktı. Balo çoktan başlamıştı. Hemen yerinden kalkıp hazırlanmaya başladı.

Fyodr, Vasiliy'in evine geldiğinde kapıda kimseyi göremedi; halbuki Vasiliy, misafirlerini bir soylu nasıl karşılaması gerekiyorsa, işte öyle karşılamıştı. Üstündeki üniforma, belindeki kılıç, altın kaplama saatiyle tüm gelenleri etkilemişti. Fyodr, kapıyı çaldı ve biraz bekledikten sonra kapıyı Vasiliy'in hizmetçisi Tamara açtı. Tamara, Fyodr'u samimi bir içtenlikle karşıladı ve içeri buyur etti. Ev oldukça kalabalıktı; ama Vasiliy o endamıyla hemen aralarında seçiliyordu. Svetlana da kocasının hemen yanındaydı. Anlaşılan dans yeni bitmişti. Ev sahiplerine Fyodr'un geldiğini söyleyen Tamara oldu. Fyodr'u görünce Vasiliy "gelmene çok sevindim dostum" dedi. Yanı başındaki masadan bir kadeh şampanya alıp Fyodr'a ikram etti. Teşekkür edip kibarca kadehi aldı Fyodr. Ondan sonra da gecenin sonuna kadar Vasiliy ve Svetlanayı bir daha görmedi.

Fyodr, baloya geldiğinden beri sanki kalabalık çoğalmış, misafirler daha çok bağıra bağıra konuşmaya başlamıştı. Kendini yalnız hisseden Fyodr mutfağa geçti. Açık votkadan kendine doldurdu ve bir dikişte içti. Gece iyice ilerlemiş, alkolün etkisiyle taşkınlıklar çıkmaya başlamıştı, sesleri mutfağa kadar geliyordu; ama ev sahipleri ortalıkta yoktu. Tamara, "herkes birbiriyle kavga ediyor. Peki ev sahipleri nerede? Tabi ki gönül eğlendiriyorlar. Aynı seninle ve sevdiceğinle eğlendikleri gibi" dedi. Bu sözü üzerine Fyodr uzun süre konuşmadı. Zaten konuşkan bir insan değildi. Tamara ne demek istemişti? Benle de mi gönül eğlendiriyorlar? Peki ya sevgili Katyuşkamla? Bu sözleri Fyodr'u rahatsız etmişti. Vasiliy, Katya ile de mi gönül eğlendirmişti? Cenazede bu kadar ağlamasının nedeni bu muydu yoksa? Sinirlendiğini ve kızardığını hissetti Fyodr. Mutfaktan ayrılıp üst kata çıktı.

Üst katta Vasiliy'in ve karısının bir tablosu gözüne ilişti. Karı koca ellerini tutmuş ve çok mutlu görünüyorlardı. Bu tablo için çok para dökmüştü Vasiliy ve evinin en güzel yerine asmıştı tabloyu. Koridorda ilerledikçe Vasiliy ve Svetlana'nın seslerini duydu. Fyodr, hafif aralık kapının önünde durdu ve Vasiliy'in üniformasını gördü. Karı koca birlikteydiler ve yataktaydılar. Yavaşça kapıyı itti Fyodr ve karı kocanın aşkla sevişmesini izledi. Svetlana'nın beyaz teni ona tanıdık geldi. Gitgide yatağa yaklaştı ve Svetlana'nın üstündeki kıyafeti ve siyah sütyeni yerde gördü. Vasiliy'in kılıcı ise hemen yanlarındaki sandalyede asılıydı. Şevkle gelen inlemeler ve nefes sesleriyle Fyodr yaklaşmaya devam etti. Bir anda cam kırılması sesi işitildi. Fyodr, ayağını hafifçe kaldırdı ve bir altın kaplama köstekli saati tuz buz ettiği fark etti. Heyecanla arkasını dönen kadının denizler kadar mavi gözlerini görünce Fyodr sadece "Katyuşka" diyebildi. Vasiliy ve Svetlana doğruldu. Svetlana hemen çıplak tenini ince çarşafla örttü. Vasiliy'in gözleri korku doluydu. Fyodr'un çabucak kınından çıkarıp çektiği kılıç ışıkta parlıyodu. Kılıcı nasıl eline aldığını bile hatırlamıyordu Fyodr. Tereddüt etmeden kılıcı Vasiliy'in kalbine soktu. O an her şey durmuştu sanki, sadece Vasiliy'in ağzından akan kanları izliyordu. Svetlana çığlıklar attı, çarşaflar kan içindeydi. Fyodr gözlerini yumdu ve dizlerinin üzerine kapaklandı. Yaşadıklarını sindiremiyordu. Her şey yalandı. Arkadaşlıkları, ilişkisi hepsi birer yalandı. Vasiliy'in kanlar içindeki halini görünce Svetlana haykırmaya devam ediyordu. Kılıç hâlâ Vasiliy'in kalbine saplıydı. Güçlükle kılıcı çıkardı Fyodr ve hayalindeki Katyaya döndü. Katyuşka tüm güzelliğiyle gülümsüyordu. "Seninim Fyodr ve hep senin olarak kalacağım" dedi. Bir damla gözyaşı aktı yanağından Fyodr'un. Kanlı kılıcı karnına dayadı ve yavaşça içine soktu. Aklını yitirmişti. Yere yan düştü. Katya hâlâ gülümsüyordu, Fyodr'un kalbi ise ilk defa bu gülümsemeye rağmen durmuştu.