11 Eylül 2011

Anlatabildim mi?

Kendini anlatamazsın onlara. Anlamazlar seni, senin onları anlamadığın gibi.

Uzakta, çok uzaklarda bir adam sandalyesinde oturuyor. Piposunu tüttürüyor. Sallanan sandalyesinde sabit gözlerle yanındaki ağaca bakıyor. Zamanın aktığının farkında değil. Ağaç kadar yaşlı bir ruha sahip. Hayatını mahvetmiş yaşadıkları, tek dostu piposu. Evinin bacasından dumanlar çıkmıyor. Mutfağında yemekler pişmiyor. Yatağı buz gibi, içine girdiğinde kemiklerinin titrediğini hissediyor. Peki neden yalnızlığı seçtin? Ben seçmedim, diyor. O, öyle olmasını istedi.

Hayatının da o zaman gibi akıp gittiğinin farkında değil. Halbuki ne kadar saçma elindeki hayatın tozlarını üfleyip bulutlara saçmak. Aslında saçma olan hayatın ta kendisi. Göremediğimiz hayat ve yaşayamadığımız anılarımız.


Hiç ölmeyi düşündün mü? Gerçekleşmeme olasılığını sevip ölümü benimsedin mi? En çok bu yönünü seviyoruz ölümün. Başımıza gelmeyeceğinden mutluyuz. Hayatımın çoğunu bunu düşünerek geçirdim ben. O adam gibi ölümle karşı karşıya gelmedim, o sadece rüyalarımda, benim hayal gücümdeydi. İnsanlara hiç anlatmadım unutamadığım rüyalarımı, unutamadığım hayal ürünlerimi. Onlar benim oldukları sürece vardılar. Anlatamazdım da zaten. Çünkü onlar beni anlamaz, benim de onları anlamayacağım gibi.

Sarhoşluk insanın olmak istediği hali. Onu düşününce kendimi sarhoş gibi hissediyorum. Nur, benim ruhumun derinliklerinde saklı. Onun gülüşü hafızama gömülü.. Dinginleşiyorum, gözlerim kapanıyor sanki. Gülüşü aklıma geliyor, o güzel sesi kulaklarımda çınlıyor, ama yine de kendimi anlatamıyorum.

Küçük bir çocuğa matematik anlatmak gibi bu. X ve Y hayatımızın bilinmeyen kısmını oluşturur, onun ise yaşanmamış hayatının bilinmeyen kısmını. İndirgeyemezsin hayatını bu küçücük karelerden oluşan bir defter parçasına. O sizi dikkatle dinler. Öğrenmek istediği sadece iki kişinin arasındaki yaş farkı belki de, fazlası değil. Siz onun hayatına yeni değerler sokarsınız anlatabilmek için. O ise hiçbir zaman sizi anlayamaz. Öğretmen diye bildiği hayat, onu daha içine almamıştır ve öğretmen izin vermedikçe insan kendini geliştiremez, bu yeni değerlerle tanışamaz. Siz ona yenilikler sunarsınız, adını değiştirirsiniz değerlerin, daha sempatik olsun diye elma ve armut diye tanıtırsınız. Bu daha çok hoşuna gider. Çünkü kısacık ömründe o değerler beyninde yer etmiştir ve her zaman orada sabit duracaktır. Artık algıları kapalıdır. Bilinmezlikler öğrenilir ve öğretmen süzgecinden geçer. Sizi anlamayacak bir insan daha listeye eklenmiştir.

Anlatabildim mi?

3 yorum:

Murat Doğan dedi ki...

her cümleyi teker teker özümsemek lazım, "ağaç kadar yaşlı bir ruha sahipti" ve diğer cümleler... bi daha anlat...

Uyumayan Ses dedi ki...

insanlar ruhlarının yaşlanmadığını düşünür. vücudu buna karşı koyamaz belki ama ruhu her zaman gençtir. Ruhunun yaşlandığını kabul ettiği zaman ise ölüme yaklaşmıştır.

aslında anlatamıyorum, hak vermişsindir :)

Vladimir dedi ki...

Ben insanlar arasındaki en büyük en gelin önyargılar olduğunu düşünüyorum. Önyargı sahipleri, önyargılarını insanlara açılabilme ihtimali olan kağılarının arkalarına önyargılarını dayarlar ve kendilerini emniyete alırlar. Sonra da ne içeri ne de dışarı..