7 Ocak 2012

Hayat.. çok..


Algılarımız çok seviyesinde.

Hayatımız çok tuhaf, fark edemediğimiz ölçüde.
Yüzümüz bu sabah çok çirkin, her zaman güzel olduğu kadar.
Konuşman çok bozuk, dilin sürçtüğü sürece.
Bakışların çok etkileyici, gözlerini kapadığın ana kadar.

Birini sevmek çok zor, kimseyi sevemeyeceğim.
Seni o kadar çok seviyorum ki.. bir başkasını da böylesine seveceğim.

Her şey ters gidiyor, nefes alabildiğim kadar.. ters.
Her şey anlamsız, havanın kararması kadar.. anlamsız.

Hayatımız çok seviyesinde, hiç doğru oranda olmadığı gibi.
Ne bir eksik ne bir fazla..

Sevinçlerimiz üst boyutta,
Hüzünlerimiz ise bizi yok edecek gibi.

Belki de,
Bir kuyunun içine itilmiş, kimse senden haber alamayacak sanırsın.
Ölecek gibi hisseder, ölmeyi istemediğin kadar ağlarsın.

...

Silahı başımıza dayamışız. Ya hayatımızı bir merminin soğukluğunda yaşayacağız ya da tetiğin ileri atılıp çıkardığı bir "tık" sesi kadar mutlu olacağız.

2 yorum:

ebruhu. dedi ki...

"Çok"a yüklenen bütün anlamlar "az"ı ötekileştiriyor. Bir kuyunun içine itilmişlik, bir asansörde mahsur kalmışlık... Herkesin seni unuttuğu hissi, kimsenin yokluğunun farkında olmadığı hissi, korku, gözyaşları. Ta ki birisi asansörün bozulduğunu görene dek. Az önce hiçbir hissi tatmamış gibi sevinçle çıkmak o karanlıktan. Ama o rastgele kurtarılmışlık kimseyi düşündürmez. Sevincimiz çoktur çünkü, başka bir karanlığa kadar.

Elma Lekesi dedi ki...

Bazen de,
Bir tepenin üzerinde olduğunu ve herkesin sana baktığını sanırsın.
Ölümsüz hisseder, dengeni kaybeder hooop yuvarlanırsın...

O da olabilir... Hayat... az ;)