1 Kasım 2011

Fikir Taneciklerim #8

- Geçenlerde babamla Ankamall'de dolaşırken bir sergiye rastladık. 3. Ulusal Tarım ve İnsan Fotoğraf Yarışması'na katılan birbirinden güzel fotoğraflar sergileniyordu. Pek ilgi toplamadığını gözlemledim, zira bizden başka tek tük kişi dönüp de fotoğrafları inceledi. Aslında o kadar başarılı çalışmalar vardı ki takdire şayandı. Aşağıda görmüş olduğunuz fotoğraf yarışmanın birincisine ait. Mükemmel bir kompozisyon. Babamla nutkumuz tutuldu adeta. Öndeki çocuğun o gülümseyen, canlı kanlı yüzü; hemen arkasındaki hayvanların dinamizmi; arkada dumanlar içinde saklanmış iki figür ve bir yanda ise bu sıcaklığın içinde, içimize soğuğu işleyen karlı bir tepe. Bu anı, kareye sığdırmaktaki o yeteneğe insan hayran kalıyor. Hayata bakış açısını farklılığını gözler önüne seriyor. Ayrıca fotoğrafın Van'da çekilmiş olması da değerine değer katıyor diye düşünüyorum.
Ahmet Fatih Sönmez - Van

- Bu haftayı kültür-sanat haftası ilan ettim. Dün Tosca'yı izlemeye gittim, yarın da Ali Baba ve Kırk Haramiler prömiyerindeyim. Tosca operasının gittiğim en güzel opera olduğunu söyleyebilirim. Dekorlar, müzikler ve oyuncuların sesleri şahaneydi. Ciğerlerimde hissettim seslerini. Birkaç tiyatroya da gidersem Yekta Kopan kıvamına gelirim diye düşünüyorum.

- Üst kattaki komşuyla daha bir kelime etmişliğim yok ama aramızda mükemmel bir bağ var. Hala balkondan kocaman halısını silkelemeye çalışan biri varsa o da benim komşumdur. Sabah akşam fark etmez, kadın alıyor halıları, tam da benim odamın önüne doğru silkeliyor. Sonra televizyonu açıyor, her gün yerleri süpürüyor. Arada sırada torunu geliyor sanırım, bebek çığlıkları duyuyorum geceleri. Kapılar pat küt kapatılıyor. Ama bir gün olsun çıkıp şikayet ettim mi? Tabi ki hayır. Ben de kafama göre müziğin sesini açıyorum. Camlar titriyor. Oyun oynarken kızıyorum, duvara yumruk atıyorum.(evet multiplayer oynarken deliren insanlardanım ben) Kadın da bir gün olsun gelip bana bir şey demedi. Karşılıklı hoşgörüyle kafamıza göre yaşıyoruz açıkçası; fakat anneme bu durumu anlatamıyorum. Üst kattaki komşu ile aramızda olan bir durum bu.

- Evimin önündeki yola sağlı sollu merdiven yapıldı, kışın Dikmen'in yokuşları nasıl oluyor tahmin edebilirsiniz diye düşünüyorum. Geçenlerde okuldan geliyorum, baktım evimin karşı tarafındaki merdivenleri tamamlamış ustalar. Hemen karşıya geçtim, “hmmms hmmms” diye diye merdivenlerden aşağı indim. Güya nasıl yapılmış merdivenler, konforlu mu onu test ettim. Ulan kocaman mis gibi yol işte, insene oradan, kar yok bişe yok. Tam Türk gibi hissettim, kendime güldüm baya.

- Dolmuşa bindim, muavin koltuğuna geçtim. Şoför şişko, kel, kirli sakallı ve "direksiyon sallamaktan gına geldi ulan" bakışları atan bir insan tadında. Usul usul gidiyoruz, amca o kadar yamulmuş ki verilen parayı alması 5 saniye rötarlı gerçekleşiyor. Dikmen'in güzide yokuşlarından birini çıkmaya tam başladık ki kadının biri inmek istedi, "müsait bir yerde" dedi. Bizim şoförden tık yok. Kadın yine "müsait bir yerde" dedi. Bu defa şoför göz ucuyla dikiz aynasından kadına baktı. Ben de merakla olayı gözlemliyorum. Çünkü dolmuşun durmasına imkan yok, dursa kalkamaz, öyle bir yokuştayız. Kadın yine "müsait bir yerde" dedi. 5 saniye geçti, bizim şoför "nasıldurayımburadahiçdurulurmuyoksadolmuşkalkmazalalala" dedi. Düz yola gelince durdu, açtı kapıyı. Ben de yan aynadan kadına bakıyorum bu esnada. Kadın tam inmek üzereyken "pisk" dedi. Pislik demek istemişti, ama o heyecan ve dolmuştan inme süresine oranla ancak o kadarını demeyi başarabilmişti. 5 saniye geçti, bizim şoför döndü bana "ne dedi o?" diye sordu. Durumu kurtarmak bana kalmıştı, nihayetinde muavin koltuğundaydım. "boş ver abi ya, yokuşun ortasında inmek istiyor, sen devam et" dedim. 5 saniye sonra adam bir hışımla vitesi taktı bire, yoluna devam etti. Demesem inip kadına dalacakmış gibi bir bakışı vardı.


- Sen hiç gözlerini ovuştururken korktun mu? Ben elimi gözüme her atışımda bi durup düşünüyorum lenslerim gözümde mi diye. Çok korkunç bir durum, bilemezsin. Gözünün kenarına sıkışmış bir lensi, kıpkırmızı gözünden çıkarmaya çalışmak kadar acı veren bir şey de yoktur ha.

- Ben her gün Balgat'taki sular altında kalan alt geçidin önünden geçiyorum, aklıma o suyun içinde canını kurtarmaya çalışan insanlar geliyor. Güvenpark'ta patlama olan yerin önünden geçiyorum. Dışarı sigarasını içmeye çıkan, bir anda vücudunun parçalara ayrıldığı adam geliyor aklıma. Her şey çok çabuk unutulur oldu. Yeni gelen haber, eski haberin önüne geçiyor. Gün geçtikçe dünya yaşanılmaz bir hale geliyor, hayatlarımız değersizleşiyor.

-Yanlış kişiyle olmaktansa yalnız kalmayı tercih etmeli insan.

2 yorum:

Murat Doğan dedi ki...

şu kültür sanat olayına biraz daha girseydin, merak ettim nasıl,iyi miydi, kostümler, oyuncular falan filan, geçiştirmişsin...

en eğlenceli bölümlerden biri olmuş bu, yakında stand-up da yaparsın sen..:)

Uyumayan Ses dedi ki...

haklısın, pek detaylı olmadı. operadan geldikten sonra yazasım vardı ama çok yorgundum. bugün de derslerden dolayı zaman bulamadım yazmaya. akşam eve gelince o şevkim kaçtı. zamanında yazamadığım için çok şey uçup gidiyor aklımdan. etkisinden çıkmış oluyorum.

Tosca, Tosca'nın sevgilisi Mario ve kötü adam diyebileceğimiz Scarpia karakterleri çok başarılıydı. Mimikleri ve sesleri yerindeydi. Fotoğraf karesi olacak birçok sahne gördüm izlerken. Dekorlar Roma'nın o eski halini, Vatikanı, Sant Angelo'yu birebir yansıtmış diyebilirim. İlk sahnede Tosca ve Mario'nun aşklarını dile getirdikleri ve Scarpia'nın Papa eşliğindeki solosu çok etkileciydi. Diğer perdelerdeki trajik olaylar da insanı derinden üzüyordu. Toplu gösteri dışında, 3 solo oldu. 3ü de başarılıydı. Dediğim gibi gittiğim en güzel operaydı.

Kısaca bunları diyebilirim :)