17 Kasım 2011

Dil anlayışı

Önce ana dilini öğren; ondan sonra diğer dillere, milletlere laf et.

Arkadaşım bir akşam bana geldi. Muhabbet ettik, benim blogumdan söz açıldı. Blogumu inceledik biraz. Bu blog ne ayak tavrındaydı, diğer blogları da merak etti. Önümüze gelen ilk blogu açtık, okumaya başladık.(blogun ismini vermiyim çünkü hatırlamıyorum, yoksa direkt verirdim yani hehe) Yazının ilk paragrafında ki eki kafasına göre takılıyor; de, da ekleri yeni bir oluşuma bürünmüş. Ayrı yazıldığı halde te, ta falan olmuş.. Arkadaşım yüksek sesle okumaya başladı, ben de içimden okuyorum yazıyı; fakat iki kelime okuyorum, duruyorum. Çünkü yazım hataları var. Kafamda vurguları koyamıyorum, yazıdan gitgide kopuyorum adeta. Arkadaşım ise yazıda hiç hata yokmuş gibi kaptırdı gidiyor. Bütün yazıyı okudu, ben iki cümle okuyamadan kaldım yanında. O an empati kurmayı başardığımı hissettim onun sayesinde. Çünkü yazdığı yazıyı okumayan, Türkçeyi yanlış kullanan insanları aklım almıyordu. Fazla hata bulunan yazıları okumuyordum, değer vermiyordum. Halbuki o da Türkçeyi bu şekilde kullanıyor olmalıydı, yoksa benim gibi takılırdı diye düşündüm. Sanırım dili, kendisi gibi kullanan insanlar daha rahat anlaşıyordu.


Benim alanım dil. Üniversite hayatıma kadar İngilizceyi öğrenmeye adadım kendimi. Şimdi de Rusça öğreniyorum. Dil öğrenirken bir gerçek var: Eğer insan ana dilini bilmiyorsa, başka bir dilde başarı sağlaması mümkün değil. Derslerimize yabancı uyruklu hocalar giriyor mesela. Hiçbiri Türkçeyi iyi bilmediği için ders anlatımında zorluk çekiyorlar. Sadece okuma, yazma dersleri için yararlı olabiliyorlar. Çoğu öğrenci ise çevirilerde zorlanıyor, çünkü ana dilini iyi bilmiyor. Zaten çoğu öğrenci kitap da okumuyor, sadece zorunlu tutulduğunda okuyor. Filolog olacağımız halde, 50 kişilik sınıfta en fazla 2-3 kişi edebiyat olgusunu kavramış durumda diyebilirim.

Dilcilerle muhabbet ederseniz, siz de fark edersiniz. Bu bölümlerde en çok konuşulan konu şudur: "Daha İngilizler kendi gramer kurallarını bilmiyorlar ki...", "Ruslar daha kendi dillerini doğru düzgün konuşamıyorlar ki biz konuşalım ya!!"

Öncelikle insan bu çıkarımı kendisinde aramalı. Sokağa çık bakalım, önüne gelen insanlara sor. "Dolaylı tümleç nedir?", "İçinde ortaç bulunan bir cümle kurabilir misin?". Kaç kişi cevap verebiliyor, gör. Daha biz dilimizi doğru kullanamıyoruz ki elin adamına laf ediyorsun. Ben hiç anlamıyorum bu insanları. O halde yabancılar da Türkçe öğrenmesin. Zaten bizim argo kelimelerimiz, atasözüleri ve deyimlerimiz alayını basar geçer. İçinde birçok ağız barındıran, kısmen dejenere edilmiş, gün geçtikçe benliğini kaybeden, cümle kurulumu bakımından farklı, kelime hazinesi bakımından oldukça geniş bir dilden bahsediyoruz.(ulan!!) 

Neden yok ediyoruz biz bu dili? İnsanların yaptığımız hataları düzeltmesinden neden bu kadar nefret ediyoruz? 

Sınav kağıdını kontrol etmeden hocasına teslim eden öğrenci gibi bir tavrımız var.

5 yorum:

Mjora dedi ki...

kendine yakın olan dilin daha çabuk kavranabilmesi konusunu çok iyi demişsin...yani aslında böyle bir güruh var -de-da'yı ayrı yazmadan derdini anlatan ve bu derdi anlayanlar...kimsenin vakti yok sanırım ondan böyle oluyor smste kısaltarak yazmaktan veya blogta hemen yazmak hastalığından...bu biraz kişilikle de alakalı olabilir , özeni sevmiyor olabilir bu kişi...Türkçe'yi doğru kullanmak en az önem verilen şeylerden birisi şu son gelen kuşakta...

yabancı dil öğreten yabancı öğretmenlerin Türkçe'yi bilememesi doğal burada sorun yok bence...dediğine göre Rusça'yı iyi biliyorsa Türkçe'yi de bilmesi gerekiyor ama durum öyle değil...ben yine de demek istediğini anladım...

İngilizler grammerini kendileri bilmiyor evet , ondan dolayı yüzyıllardır en çok konuşulan dillerden birine sahipler ve milyonun üzerinde kelimeleri var...kullanmasalar bile var...evet gerçekten bilmiyorlar(!) grammeri filan onlar...

aslında daha denecek çok şey var ama tamamen katılıyorum dediklerine...

cherry dedi ki...

Gerçeklerle yüzleşemeyen bir toplum olduğumuz sürece,başka millete laf etme hakkını kendimizde buluruz. Ne yazık ki. Ben dilci olmamama rağmen,aşırı dikkat ediyorum ve gerçekten blogta yazım,noktalama hatası gördükçe yazıdan soğuyorum.İşkence çeke çeke okuyorum ya da kapatıyorum.

Kendi dilimize sahip çıkmayacaksak,neye sahip çıkacağız bilemiyorum.

Uyumayan Ses dedi ki...

mjora ve cherry

yorumlar için teşekkürler. bazen bu konuyu abarttığımı düşünüyorum ama kafa patlattığım bir konu olduğu için yazmak istedim.

söylenecek ve savunulacak daha çok şey var gerçekten, ama cherry nin dediği gibi, öncelikle dili benimsemek ve ona sahip çıkmakla başlamalı asıl mesele.

Semi`nin Mutlu Elleri dedi ki...

Bloğunuzu açar açmaz böyle güzel bir konuya denk geldim. Severim dil konusunu, dil öğrenmeyi. Yazınızda yabancı hocalar konusunu tam olarak anlamadım sanırım. Yabancı hocalar neden Türkçe konuşsun ki, kendi öğrettiği dile hakim olsun, tercüme yapması gerekmiyor bence. Siz de bilirsiniz ki yabancı sözcüklerin ya da anlatımların tamamının Türkçe`de karşılık bulması zor.
Yazınızın özeti gibi insan önce kendi dilini iyi bilecek, temel prensip bu zaten. Ben başka bir açıdan ele alırsam ve kendimizden örnek verirsem bambaşka bir tablo çıkar: Bizim aile çok dilli ve diller birlikte öğreniliyor. Hayatımda bazı insanlar da tanıdım dört dilli yetişen. Onların durumu sanırım apayrı değerlendirilir. Bu konu çok uzun....

Uyumayan Ses dedi ki...

İki konu aynı paragrafa düşünce yanlış anlaşıldı sanırım.

Yabancı hocalar okuma ve yazma derslerinde yaralılar fakat gramer ve çeviri derslerinde başarılı olamıyorlar. Ben Rus degilim ki Rus gramerini rusça anlıyım. Hiçbir hoca da tabi, bir türk öğrenci bu dili öğrenirken hangi konuda sıkıntı çeker bilemiyor. Sorun burada işte. Sokaktaki adamın "ben Türkçe biliyorum" deyip başka ülkelerde dil öğretmesi durumu bu.

Zaten bu dil de hiçbir şekilde burada öğrenilmiyor. İlla vatanına gitmek lazım. Böyle de gıcık bişe