28 Ağustos 2011

Yok oluş

Duvara yansıyan mum ışığı gecede benimle dans ediyordu. Rüzgar hafif hafif odama süzüldü, duvarım alevlendi, ruhum dalgalandı. Odam hareket etmeye başladı, başka bir şehre doğru yol alıyordu. Yönümüzü kaybetmiştik, başım dönüyordu. Birden yer sallandı, pencereden dışarı baktım. Şehre taşlar yağıyordu.


Başım çatlayacak gibi, yolda zor yürüyorum. Sevgilimi başka bir adamla görüyorum. Oracıkta adamın bağırsaklarını söküyorum. Kanlar içinde yere yığılıyor adam. Bağırsaklarının yanında usulca yatıyor. Gözleri bana kenetlenmiş, son nefesiyle bir şeyler söylemeye çalışıyor. Söyleyemeden gözleri kapanıyor. Sevgilim şoka girmiş, hala aynı yerde duruyor ve elimdeki bıçağa bakıyor. Olanların farkında değilim, bıçak elimden kayıp düşüyor.

Başka bir sokağa sapıyorum. Tinerciler ateşin başında ısınmaya çalışıyor. Hava çok keskin, ellerim uyuşuyor. Bu sadece soğuktan olmalı. Ellerim sadece soğuktan uyuşuyor olmalı. Ateşin dibinde genç bir çocuk var, kolları mosmor. Aldırmıyor bu duruma, uyuşturucu kullanmaya devam ediyor. Gözleri kapanıyor yavaşça, artık kendi düşlerinde yaşıyor.

Yola çıkmamla bir fren sesi duyuyorum. Sokak kedisi havada taklalar atıp yere düşüyor. Kendini kaldırıma atıyor ve oraya yığılıp kalıyor. Yanına koşuyorum, nefes almıyor. Gözleri kapalı yatıyor. Kapkaranlık sokaktaki tek renk de solup gidiyor.

Odama giriyorum, dolaptan bir içki alıyorum, yatağa atıyorum kendimi, gözlerimi kapatıyorum. Düşlerimde öldürüyorum kendimi. Arkamdan üzülen biri yok, ölümüm 19 gün sonra anlaşılıyor. Yatağımda ölü buluyorlar beni. Telefonumu alıp rehberime bakıyorlar, tek bir kişi var, o da sevgilim. Arıyorlar, cevap veren yok. Hiçbir zaman cevap vermedi zaten.

Gözlerimi açıyorum, içkim yere düşmüş, hiçbir şey göremiyorum karanlıkta. Mum yakıyorum, ışığı duvarımda dans ediyor. Keyfim yerine geliyor. Pencereyi açıp hava alıyorum biraz. Hala başım çatlayacak gibi, her şey etrafımda dönüyor sanki. Yer sallanıyor, yataktan zıplıyorum. Gökten taş yağıyor. Biri yan binaya düşüyor. Bina sallanıyor, bana göz kırpıyor. İvme kazandıkça gürültüyle üzerime doğru geliyor. Gözlerimi kapatıyorum. Bina üzerime geliyor!

Bıçağın yere düşünce yarattığı o rahatsız edici sesi geliyor kulaklarıma. Ateş alev alev parlıyor. Ayaklarımın dibinde bir kedi miyavlıyor ve içkim içimi ısıtıyor. Ben ölüyorum.

3 yorum:

Mjora dedi ki...

bu içindeki massive attacksal - depresif çöküntü yığınının vandal varsayımlarla dışa refleksiyonunu harmanlayıp amın doğrultusunda kanlı bir eylem planı içinde saydırmalarını gördüm gibi geldi bana

Sisem dedi ki...

İşte sonunda güzel bir alternatif yazı

Jano dedi ki...

Teşekkürler yorumlar için, masif ataksal bir durum da söz konusu tabi :)