10 Mart 2015

Damla

Tıp.. Tıp.. Tıp.. Tıp.. Tıp..

Gözlerimi ovuşturuyorum. Yatakta bir o yana, bir bu yana dönüyorum. Yankı devam ediyor. Bu gece tam 93 gün oluyordu. Hayır, yanağıma değen duvara çentik atmıyorum. Sadece biliyorum işte.

Tıp.. Tıp.. Tıp..

94. güne uyandım ve uyanır uyanmaz telefonuma sarıldım. Günaydın, dedi hattın ucundaki ses. 94 gündür gün doğmuyordu bana. Çünkü uykumu alamıyordum, inadımın nedenini bilmiyordum. Günaydın, dedim. Beklenildiği gibi uzun sürmedi telefon konuşmamız. Bir saat aralığına karar kıldık ve birbirimize iyi günler diledik. Yüzümü yıkamadan mutfağa geçip dolaptan yarım kalan bir litrelik kolayı çıkarttım. Kapağını açtım, “fısssss” etti; ama bir koladan istenen asit köpürmesini göremedim. Gazı kaçmış, şekerli kara suyu kafaya diktim. Soğuk soğuk aktı boğazımdan. Salona geçip üçlü koltuğa uzandım. Dışarıyı izledim. Evin sessizliği hoşuma gidiyordu. Pencerenin camına ağaç dalları çarpıyordu. 28 dakika 42 saniye boyunca nefes alıp verdim bilinçli olarak. Bilincimi kaybetmemi zilin çalması sağladı. Nefesimi kendi haline bıraktım. Kapıya yöneldim.

Bundan 94 gün önce de aynı şekilde kapıyı açmış ve eski arkadaşımı içeri buyur etmiştim. Kısa bir muhabbetten sonra tuvaleti kullanmış, muhabbete geri döndüğünde sifonumun çalışmadığını söylemişti. O gelene kadar süren mutlu hayatım sifon sorunuyla baltalanmıştı. Normalde gelen su faturası 20 liradan, 70 liraya; zamanla da 70 liradan, 90 liraya çıkmıştı. Dolardan hızlı yükseliyordu gelen su faturası ücreti. Önünü alamıyordum. Kafamda küçük bir hesap yapmıştım. Tesisatçı çağırmanın bedeli 50 liraydı, sifonun değişmesi gerektiğinde yeni sifona ödenecek ücret 100 liraydı. İşçilik bedelini de minimum 30 liradan tutsak, toplamda 180 liralık bir masraf beni bekliyordu. Akan suyun getireceği su farkı, tesisatçıya ödeyeceğim parayı geçmeyeceğini kiracı aklımla hesaplamıştım. Yakın zamanda evden çıkacağımı da göz önünde bulunduruyordum. Bir önceki gece işten dönüp su faturasının 100 lira geldiğini görünce başımdan aşağı taharet musluğundan leş gibi su dökülmüştü resmen.
Karşımda tesisatçı, Sihir markalı sifon ile duruyordu. Yüzündeki mutluluktan paramı nasıl hortumlayacağını az çok kestirebiliyordum. 3 ayda fazladan ödediğim 200 lira üzerine bir 180 lira daha geliyordu ve masraf, geliyorum demezdi. Tesisatçıya tuvaleti gösterdim ve onu orada kendi haline bıraktım. İsterse tuvaleti komple yıkıp yeniden yapsın, umurumda değildi. Sadece bu geceyi huzurlu ve sessiz geçirmek istiyordum. O işini yaparken ben de mutfakta bir ton balıklı sandviç hazırladım kendime. Kolayı da bitirdiğim için dolapta sadece Russki Standart vodka vardı. Kuru kuru yedim sandviçi. Yerken de Ntvspor’da maç özetlerini izledim. İçeriden “güüüüm” diye nitelendirebileceğim ölçüde bir ses geldi. Tuvalete gittiğimde ağzım açık kaldı. Tesisatçı yerde bayılmış yatıyordu. Zira bayılmamış da olsa bana baktığında ağzımın içinde göreceği bulamaç ton balıklı sandviç ile güzelce bayılabilirdi.

Kendimi hastanede buldum. Neyi oluyorsunuz, diye sordular. Anlatmak çok zor geliyordu. Arkadaşıyım diyordum. Ben içerideyken başını klozetin altına sokup hızlıca kalkarak bir yere vurmuş olmalı diye düşündüm. Kafasındaki bu şişliğin başka bir açıklaması olamazdı. İnliyordu adamcağız. Ağrısı vardı belli ki.. Telefonunun şarjı bitmiş, kimseye haber veremedik. Geç oldu, ayrılamadım adamın yanından. Refakatçi koltuğuna oturdum. Bizim tesisatçı uyuyordu. Gözlerimi kapadım, yorulmuştum koşturmacada. O ses geldi:

Tıp.. Tıp.. Tıp.. Tıp..


Hızlıca kalkıp tuvaletin kapısını tekmeledim ve nefesimi tutup dinledim. Hayır, ses yoktu. Anlam veremedim. Koltuğuma geri döndüm. Sesi yine duyuyordum.

Tıp.. Tıp..

Başımı hafif yukarı kaldırdım. Tesisatçının damarına bağlanan hortumu takip ettim ve ağrı kesiciyle göz göze geldim. Damla damla akıyordu. Uyuyamıyordum.

Hiç yorum yok: